Ofisim ( Ben Çizdim )

6.10.2006

Gözüm Görmesin

gözüm görmesin derken aynadaki yansımam...
gözüm görmesin derken aynadaki yansımam...

efendim,
Farketmişsinizdir, eskiler bahsederlerler; bir zamanlar "Gözüm görmesin butonu vardı" diye...
Hatta eğer uğruyorsanız, sosyomatta şurada

heleki, hafif'te burada sevgili @umg öyle bir uğraşı içine girmiş ki, takdir-e şayandır. Bir scripti evirmiş, çevirmiş firefox altında gözüm görmesin diye çalıştırır hale getirmiş.

@sulugöz arkadaşımız üşenmemiş Torpilli'ye (genelde üşeniyoruz ya hani...) yazmış. Sevgili @hafif uyku da yakında arkadaşlar diye bir müjde vermiş gözlerden kaçan.

Tüm bu uğraşılarımdan sonra en azından sevgili pilli bu butonu aktif hale getirinceye kadar, (bence tüm pilli camiasına uygulanmalı) naçizane bildirgeç (veya tüm pilli camiasına) ve ahalisine bu bildiriyi yazmanın bir hizmet olduğunu düşünüyorum. Bir nevi amme hizmetidir naçizane...

20.09.2006

Gönüllü çevirmenler adına bir yardım isteğidir...

Merhaba dostlar;
daha önce de haberini hafif'te verdiğim;

gönüllü çevirmenler topluluğu adına sizlerden bir yardım isteğim olacak.
Hal-ı hazırda bitirmiş olduğumuz laptop ve devam etmekte olan tr.opensuse.org (bitmek üzere, az kaldı) benzeri çevrilmesini isteyebileceğiniz ya da öneride bulunacağınız bağlantılar var mı ?
Yalnız öneride bulunurken;

* türkçe çeviriye ihtiyacı olan,
* içerik bakımından; sosyal, yardımlaşmaya yönelik kurum ya da dernekler,
* açık kaynağa yönelik yazılım, web sitesi vb...
* ve sonuç itibari ile Türk halkına faydası olacak,

önerilerinizi bekliyorum(z).
Teşekkürler...

not: Amacımızı gözönünde bulundurarak, bildirgeç ahalisini Gönüllü çevirmenler Topluluğuna davet etmekte umarım bir sakınca yoktur. Kendine; yabancı dil, dilbilgisi, yazılım, linux konularında güvenen arkadaşları beliyoruz.

14.09.2006

Pazarlama Blogları Karnavalı ve blog'un gücü...

hani; hafif.org, bildirgec.org, zamazing.org'un başlık hizalarında çıkan reklamlar var ya. Bir süredir onlara takmış durumdayım.

Orada rastladığım anafikir ve Pazarlama blogları karnavalı'nı paylaşmak istedim sizlerle.

Pazarlama trendleri ve yeni iş fikirleri başılığı altında detayları görebilirsiniz. Ana temaya kısaca değinecek olursak;

a) Karnavala her hafta bir blog ev sahipliği yapıyor.
b) Karnavala katılacak yazılar, pazarlama ile ilgili olmak durumunda.
c) Yazı içeriği okuru yormayan, aydınlatıcı bilgiler içermeli.
.
..
...
diye devam ediyor.
Blog ve türevlerinin geldiği nokta ile ilgili bir bağlantıya daha rastladım gezelerken.
Marketin post'da söylediğine göre; Spiderman 3'ün bile blog'u varmış. Öyle böyle değil, official yani. Hatta oradan Supermen Returns'un bile bir blog'u olduğunu öğrendim.
Son olarak karnaval'a bir de buradan bakmanızı salık veririm. Çok hoş bir çalışma bence...
Tüm bunların nezdinde, blog ve türevi yapıların internet aleminde hakettiği yere gelmeye başladığı kanısındayım. Yapı itibarı ile sade, açık bir temel üzerine kurulu blog ve türevi siteler istenildiğinde de, okuyucuyu boğmayan ama kullanımı ve yararı da bir o kadar kolay ince detaya da sahip oluyorlar. Bu gibi nedenler ile de, yukarıda görüldüğü üzere, vizyona çıkacak filmlere bile evsahipliği yapar hale geliyorlar.

2.09.2006

http://www.hafif.org/yazi/cennet-ve-cehennem

Genç adamın biri,
Dermiş babasına her gün;
'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'
Baba, itiraz eder,
Olmaz öyle çok dost, hakikisi
Belki bir, belki iki,
Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...
Devam eder durur konuşma...

Aralarında başlar bir tartışma,
Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya...
Bir akşam bir koyun keserler,
Ve koyarlar çuvala.

Baba der ki oğluna,
'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.

Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adamı,
Koymuşlar çuvala,
Dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı,
Gider en iyi bildiği dostuna,
çalar kapıyı.

O dost, bakar ki bir çuval,
hem de kanlı,
Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşını,
Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.

Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.
evlat geriye döner.
Ama içten yıkılır...

Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der.
Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.
Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim.
Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.

O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye.
Bir çukur kazarlar birlikte,
Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
Üzerine de serpiştirirler toprak.
Belli olmasın diye dikerler sarımsak...
Genç adam gelir babasına;
'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca,
Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.
Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,
Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.
Sonra gel olanları anlat bana...'
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
Maksadı anlamaktır dostun hakikisini,
babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!

Der ki tokadı yiyen DOST;
'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'!

28.08.2006

turbo dan kıyak ( Turbo Delphi, Turbo C++, Turbo Delphi ( .NET), Turbo C#< bedava)

Koş vatandaş koooş... Turbo Delphi, Turbo C++, Turbo Delphi ( .NET), Turbo C# bedava, (valla bak)
Naçizane ben anlamıyorum bu işlerden ama şu sitedeki arkadaşlar, yukarıda saydıklarımı (an itibari ile...) 7 gün 20 saat 18 dk sonra bedava dağıtacaklarını söylüyorlar.

google dan webmastere kıyak !!!

Hoh hoyt ! Google'dan bir güzellik daha sevgili dostlar. Google Webmaster Central
Hmm diyoruz nedir, ne gibi hizmetler sunuyor (yine...) bize Google ?
1. Site status Wizard
2. Webmaster tools (including Sitemaps)
3. Submit your content to Google
4. Google's blog for webmasters
5. Google's discussion group for webmasters
6. Webmater help Center

21.08.2006

türkçe oyunlar !!!

Önce pozitifpc'de rastladım. Mountblade Türk yapımı oyunmuş. Bu aralar sık duyar olduk türk yapımı oyunları değil mi ? (inşallah arkası kesilmez...)
Mesela bir de Hükümran senfoni var. Ama 2008'de çıkacak.
Kabusta kaybolmak 2'i hiç duymamıştım. İşin garibi Mountblade'i de...
Kabusta kaybolmak'ın yapımcısı Ahmet Keleş Nam-ı değer Coolblue-Gord10. Hmm Deviantart'da bile gözümden kaçmış. Oyunun demosunu burdan indiriyoruz. Ayrıca Lost in the Nightmare'in devamı imiş.
Mountblade'e gelince; oyun hakkında Türkçe kaynağa buradan ulaşabiliyoruz. Site ise tamamen ingilizce ve oyunun türkçe versiyonu da yakında çıkacakmış.
Son olarak, sitede diğer dillerdeki forumlar dikkatimi çekti :
Fince, rusça, iskandinav
Sanki duyrulması için bir çaba sarfedilmiyormuş gibi bir hava sezinledim. Halbuki "hükümran Senfoni" merakla bekleniyor ve iyi bir pazarlama stratejileri var. (demo tarihinin belirlenmesi, duyrulması vs...)
Bu tarz çalışmaların sahiplerince duyrulmasından ziyade, bizlere de görev düştüğünü düşünüyorum. Yanılıyormuyum sizce ?

bildirgeç'e...

Efendim, benim sorum sevgili bildirgeç ailesine ve üst yönetime.
Sayın arkadaşlar değerli yöneticiler; bildirgeç' e bir yazımızı gönderdiğimizde ve yayımlandığında aynı yazıyı hafif'te de yazmak, bildirmek ne derece doğrudur ya da etiktir ?
Ya da bir başka arkadaşımızın yazısını beğenip, alıp bildirgeçten hafife, ya da tam tersi yazıları aktamak doğru mudur ?
Ya da böyle bir durum olsa altın makastan geçer mi ?
Bu soruma zamazing'i de katmak ne derece doğrudur ? Doğru ise yorumlarınızı zamazing'i de katarak yapınız.
Son olarak, site ziyaretçilerinin, "bu konu aslında zamazing'e göre" ya da "hafif'e göre" yorumlarını ne derece doğru buluyorsunuz ? Doğru bulursanız, uygulama şansınız nedir ? (sanırım uygulanmıyor!)
Peki böyle bir öneri ile gelinse, cevabınız ne olur ?
Sitenin yapısı ile ilgili herhangi bir genişleme planı var mıdır ? (soru-cevap, mim, günlük gibi ayrı bir bildiri grup başlığı mesela...)
Buna sadece kendiniz mi karar verirsiniz yoksa site ziyaretçilerinin de fikrini almayı düşünür müsünüz ?
teşekkürler...

6.08.2006

Dilim dilim dilimiz...

Burada hafifde de yayımlandıktan sonra (gönüllü çevirmenler), dilimize sahip çıkalım diyenler artmaya başladı, farkında mısınız bilmem? Ama çeviri yolu ile, ama günlük kullanılan dil ile ya da msn, gtalk vb... programlar ile konuşma dilimize dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorlar.
Şurada ve burada Hürriyet İK'da da her hafta bir ünlünün dilinden utanmayarak "dil çıkarması ile" dikkatimizi çekmeye çalışıyorlar.

Ayrıca bu gibi sitelerde de türkçemize sahip çıkmamızın gerekliliği anlatılıyor. Gerçekten de bir dil yozlaşmasının içinde olduğumuza sizler de katılıyor musunuz?

1.08.2006

Global security peeehhhh !!!!

Arkadaşlar, işte şurada küresel savunma felan die bi site var.

Global security'miş peeehhh !
Küresel güvenlik !!! Harbiden peh ki peeeh.

Şuna;
Küresel birbirini yeme,
Küresel parçam pimçik etme,
Küresel beşikteki bebeyi yoketme,
Küresel öksüz bırakma
vs...
yazsalarmış daha manidar olacakmış...

bir ataca bir ev hem de bir yılda peeeh !!!

İşte burada arkadaş 1 yıl içinde kırmızı bir ataç ile, 1 yıl sonunda 1 eve kavuştu. Daha neler göreceğiz bakalım net aleminde. Aslında bu kadar hayıflanacağıma kendi projemi sonuçlandırsam, her ne kadar sonuç itibari ile evim olmayacaksa da, kafamı taşlara vurmayacağım en azından. Her neyse...
Gerekli yourumum da burada
Şöyle demişim :
İnsanın inzivaya çekilip, "Ne yapsam ne etsem de web üzerinden paranın gözünden vursam?" die düşünesi gelior !!!
Sevgi&Saygı

öneri to Gtalk !!!

Hi. This Serkan from Turkey. I'd like to suggest one point. We were already discussing msn live and Yahoo relation. Then we started to talk about Gtalk. I had an idea and I just wanted to share with you.
Main topic of our discussing was emocotions about MSn. In our believings many Gtalk users also dont want that kind of things in Gtalk.
Finally I just wanna say "Why dont you have 2 versions of Gtalk ?"
1. Simple, just main featured Gtalk
2. Rich , has everything (emocotions, animations etc...) Gtalk

So everybody can use what version they want, for example : Winamp

Kind Regards
Serkan

Free movies documentaries

Allam yarappim, adama bak yahu! Koymuş ne güzel free free filmleri, çizgi filmleri, belgeselleri. Kaynağa bakınız ama esas olarak. Google video. Helal olsun adamlara bi an önce kayıt etmek lazım bunları...
http://www.jonhs.net/freemovies/doors_live.htm

Ahanda bazıları :
# Doors: Live at the Hollywood Bowl, The (1987)
# Iron Maiden Live at Donington 1992
# Jimi Hendrix at Woodstock (1992)
# MTV Icon: Metallica (2003)
# Nirvana - Live Amsterdam 1991
# Pink Floyd - Dark Side of the Rainbow
# Queen Live Aid 1985
# Red Hot Chili Peppers Live at Woodstock 1999
# Red Hot Chili Peppers Live - The Rock Odyssey 2004
# System of a Down - Whisky a Go Go Show 1997

30.07.2006

Türkiye'nin ilk nanoteknoloji kampı,

Türkiye'nin ilk nanoteknoloji kampı, diye başlayan haberi görünce gözlerim parladı. Ama okudukça haberin sanıldığı gibi olmadığını anladım. Haberi şuradan okumuştum. Ama kaynağı şurası imiş. (Bu da bir parça ilginç ya neyse. Kaynak kurumun sitesinde olmalı normalde, değil mi?) Hemen Tübitak'ın sayfasına girdim tabiki... (uzun zamandır girmemiştim, nasıl bir dizayna !!! sahip olduğunu unutmuşum)
Öncelikle haberler bölümüne baktım. Haberin biraz eski olduğunu düşünerek site içi aramaya bakayım bari derken bununla karşılaştım. Biraz şaşırdım, ama yabancı dil sorunum olmadığı için birkaç arama denemesi yaptım. Google'da aradığımda (Türkiye'nin ilk 'nano' kampı) aldığım sonuçlara nazaran, Tübitak'ın sitesinde bir sonuç elde edemedim.
Düşünün ki, vizyonu ve misyonu şu sayfada anlatılan kurumumuzun, site içi arama sayfası böyle bişi. Yabancı dili olmayan arkadaşlar ne yapsınlar peki, ki yabancı diliniz olduğu halde böyle bir organizasyonu (Türkiye'nin ilk nanoteknoloji kampı) sağlayan kurumumuz; kamp sonrası ne oldu, ne bitti, vb... bilimum yanıtları da bir güzel yanıtsız bırakmakta.
Pardon ! Günahlarını almayayım, belki site içerisinde bir yerlerde kampla ilgili birşeyler karalamış olabilirler, ama o sonuca ulaşamadıktan sonra neye yarar ! Değil mi ?

12.12.2005

sevgi nedir aşk nedir ?

Aşk bir depresyon hareketidir. İpiyle kuyuya inemezsiniz. Sevgiyse taş taş üstüne koyarak inşa ettiğimiz, güvenilir bir köprüdür her zaman... Sevgi EMEKtir...

Birinden nefret etmenin tek yolu vardır.
Sevmenin yollarıysa tükenmez hiç. Bin tanedir çünkü.

En büyük hatalarımız hep bundan kaynaklanır. Hep bu yüzden yanılır umutsuz aşık, arsız sevgili, kıskanç koca... Karşımızdakinden bizi onu sevdiğimiz gibi sevmesini bekleyince bir şeyleri ıskalarız hep.

Çünkü herkesin farklı bir sevme biçimi vardır. Farklı bir sevgi gösterme biçimi. Bu biçimler kişisel tarihimizin yükseltileri arasından kıvrılarak bugüne kadar akmıştır. Değiştirmek istesek de elimizden bir şey gelmez pek. Zaten bütün karışıklık bunu farkemediğimiz zaman doğar.

Sevdiğimiz gibi sevilmek isteriz. Nasıl okşuyorsak öyle okşanmayı, nasıl avuturyorsak öyle avutulmayı bekleriz. Bunu görmeyince de sevilmediğimizi zannedip üzülürüz hemen. Oysa sevme biçimimiz bize özgüdür her zaman.
Sevgiyi bu kadar zengin kılan onun milyonlarca çeşidi olmasıdır zaten. her sevgi tektir, biriciktir.
Nefretse aynı nefrettir her zaman. Ondan çeşit yaratamazsınız. Bir insandan nefret etmeye başlamak için belli bir yer lazımdır. Somut bir sebep, güçlü bir garezi örtülü bir kıskançlık ya da...
Bir insanı sevmeye her yerden başlanabilir oysa.
Mesela yüzünden başlanabilir. Yüzündeki küçük bir yara izinden. Normalden biraz daha kemerli olan burnundan. Gözlerindeki küçük bir şehlahlıktan. Bunlar kusur olmaktan çıkıp sevigmizi ölümsüzleştiren birer mühre dönüşürler hemen.
Hatta onun kendi ruhunda ya da vücudunda beğenmediği yönlerine bile büyük bir hayranlık duyarız. Onun değişkelnliği, içe dönüklüğü, zaman zaman yaşattığı çözümsüzlükler bile tarihteki yerini alır hemen.
Biz onu seviyoruzdur artık. Onun farklı olmasının hiçbir önemi yoktur. Hatta bu farklılıklar yüzünden döner başımız. Onları kaderin karşımıza çıkardığı birer mucize gibi görür, pamuklar içinde saklarız.

İçten içe biliriz ama; başta hoşumuza giden farklılıklar; sona doğru birer birer nedene dönüşecektir. Sevigiyi başlatan şeylerle bitiren şeyler aynı olur çoğu zaman.
Sevig başlarken geçtiği yollardan geçer biterken.
Başta "ne kadar farklısın" diye sevip bağlandığımız insana sonlara doğru "ama sen çok farklısın" diye kızmaya başlarız. Farklar değişmemiştir oysa. Kahramanlar da aynı kahramanlardır. Zaman ince bir deniz esintisi gibi aşındırmıştır sevgimizi.

Cengiz Aytmatov'un o ünlü öyküsündeki dediği gibi; sevgi emektir...
kol gücüyle, yürek gücüyle, beyin gücüyle kurarız sevginin çatısını. İsteriz ki sert rüzgarlar başladığında sığınacak bir yerimiz olsun. hayat bizi oradan oraya savursa da bilelim; eninde sonunda sevginin koynunda uyuyacağımızı.
Sevig, aşktan çok daha sağlıklı bir şeydir. Onun biçimleri vardır ama.
Sevmeye başlamanın yolları ve yerleri vardır.
Karşımızdakinin yaptığı küçük bir kapris ya da ağzından çıkan sunturlu bir küfür bile sevmeye başlamamıza yol açabilir bazen. BAşkalarının kusur saydığı şeyleri tek tek toplayıp binamızın harcına katarız.
Sevgi emektir çünkü, biçimi ne olursa olsun.

hem onu şekillendiren biraz da bizim niyetimizdir. Kendi sevme biçimimizi karşımızdakinden bekler, bu beklentiyi ona dayatarak içinden çıkılmaz bir hale gelir herşey.
Nereden bilebilir insan, sevginin binbir çeşidi olduğunu ?
Karşımızdakine kendi sevme biçimini bulması için izin vermemiz gerektiğini ? Sevginin iki farklı sevme biçiminin sonsuz bir randevusu olduğunu ? Farkların birer uçurumdan çok, birer köprü sayılacağını ?

"Sevişmek çiftleşmek değil, tekleşmektir" demiş Cemal Süreya.

İki farklı insanın tek vücut olmasının şartı belli aslında: İki farklı insan olduğumuzu asla ve asla akıldan çıkarmamak. Bu basit gerçeği sevginin olmazsa olmazı yapmak.
Her sevgi için geçerli belki de bu; ister sevgilimiz sevelim, ister annemizi ya da bir arkadaşımızı.

Unutmamak lazım; nefret etmenin tek bir yolu var.

Sevmenin yollarıysa saymakla bitmez...

Tuna Kiremitçi

Aşkım bu yazıyı bir dergide okudum. Ne kadar da güzel anlatmış sevgiyi. Sanırım şimdi daha iyi anlıyorum, Aslında esas sebep benim sanırım. Senin beni; benim seni sevdiğim gibi sevmeni istiyorum galiba içten içe. Halbuki burada da anlaşıldığı gibi buna hakkım yok. Bu hakkı aramaya çalıştığımda ise bazı anlaşmazlıklar doğuyor.

Peki ya sen beni nasıl seviyorsun ?

Küçük kar yumaklarını büyütüp çığ haline getiren hep biziz aslında :-(

En azından ben kendi adıma, sevgini bana gösterebilmen için; yani sevgini kendi tarzında ifade edebilmen için; daha fazla çaba sarfedeceğim.

Su perim; Seni Seviyorum. Bunu çok iyi biliyorsun... Daima da seveceğim. Bu hep böyle olacak...